|
Basit, kısa, sade, doğal, özgür ve kaygısız... |
|
|
|
 |
|
|
|
|
Çağdaş AKANT'ın ® Karalama Defteri 8 Yaşında! |
|
|
|
|
| |
|
Bir Kız Kulesi Öyküsü |
| |
|
 |
|
|
|
1827
yılında Almanya'nın Brandenburg kentinde Karl adında
bir çocuk dünyaya gelir. Babası müzik öğretmeni olan
Karl, aile içinde baş gösteren huzursuzluklardan
dolayı bir Fransız yetimhanesine gönderilir. Daha
sonra gemilerde miço olarak çalışır. Hamburg'tan
kalkan bir gemiyle İstanbul'a giderken henüz 12
yaşındadır. Gemi İstanbul'a geldiğinde denize
atlayan Karl, Kız Kulesi'ne yüzerek kaçar. Kendisini
kurtaran Kız Kulesi'nin bekçisine gemiye geri dönmek
istemediğini söyler. İki ülke arasında küçük bir
politik sorun yaşanır. Ama Osmanlı sadrazamı Ali
Paşa sorunu çözer ve Karl'ı korumasına alır. Karl
Mehmet Ali adını alır. Mehmet Ali, Kırım, Bosna ve
Karadağ savaşlarından sonra 2. Abdülhamit döneminde
paşa unvanını alır. Mehmet Ali Paşa, 1878 yılında
imzalanan Berlin Antlaşması'nda Osmanlı'yı temsil
eden üç kişiden biri olur. Almanca, Fransızca,
Yunanca, Farsça ve Arapça dillerinde şiirler yazan
Mehmet Ali Paşa'nın dört kızı olur. Paşa'nın Leyla
adındaki kızının da bir kızı olur; Celile. Celile
bir erkek çocuk doğurur: Şair Nâzım Hikmet!
Görüldüğü gibi Karl'dan Nazım'a uzanan hikâyenin
gösterdiği gibi, Kız Kulesi'nin her zaman hikâyeleri
vardır. Eğer Kız Kulesi Karl'ı kurtarmasaydı, Nazım
olmayacaktı. |
| |
|
40 |
Metin:
Sunay
Akın
-
Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
Her Şeye Rağmen Gülümsemek |
|
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
|
| |
|
29 Ekim 2008 Cumhuriyet Coşkusu |
|
|
|
| |
|
Bağlanmayacaksın |
| |
|
 |
|
|
|
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiç bir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen eğer,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri
sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela Kuzey Yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim" diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın, ucundan tutarak... |
| |
|
19 |
Metin:
Can Yücel
-
Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Kim Üzebilir Seni Senden Başka |
| |
|
 |
|
|
|
Düsün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır seni sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol,
Tükenme, tüketme,
Tükettirme içindeki yaşama sevgisini...
ve hep hatırla:
"Çaresizseniz, çare sizsiniz!" |
| |
|
18 |
Metin:
Friedrich Nietzsche
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Çok Geç |
| |
|
 |
|
|
|
Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın... |
| |
|
17 |
Metin:
William Shakespeare
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Mesafe |
| |
|
 |
|
|
|
En uzak
mesafe ne Afrika’dır
ne Çin, ne Hindistan,
ne seyyareler,
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir,
Birbirini anlamayan. |
| |
|
16 |
Metin:
Can Yücel - Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Dostluk |
| |
|
 |
|
|
|
Biz haber
etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.
Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.
Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.
O gider, bu gider, şu gider, dostluk,
sen yanı başımızda kalırsın. |
| |
|
15 |
Metin:
Nazım Hikmet Ran
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Takvim Tutmazlığı |
| |
|
 |
|
|
|
Geldiğimde notun duruyordu masanın üzerinde,
Sekizde yatmıştın,
Saatime baktım sekizi beş geçiyor,
O gün anladım bu ilişkinin yazgısını,
Takvim tutmazlığı,
Aramızda düşman gibi duran zamanı,
O gün anladım,
Senin bana erken,
Benim sana geç kaldığımı. |
| |
|
14 |
Metin:
Murathan Mungan
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Yağmur Misali |
| |
|
 |
|
|
|
Nasıl
etmeli de ağlayabilmeli,
Farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli,
Ayıpsız, Aşikare,
Yağmur misali?
Neylersin alışkanlık,
İçin kan ağlarken yüzün güler,
Dikilitaş gibi dinelirsin yine.
Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer,
Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine? |
| |
|
13 |
Metin:
Nazım Hikmet Ran
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Ağlamak |
| |
|
 |
|
|
|
Ağlamak,
Bazı acılarda yetmez,
Bazı ölümlere,
Örtüsüdür bazı acıların,
Örter, örtülmez,
Savunur bir süre,
Ağlayanlar sevinmeli,
Sevin ağlayabiliyorsan,
Acılar art arda dinmeli,
Durur bir nöbetçi gibi,
Durur bir bekçi gibi,
Zamana gülmeli-gülmeli.
Sevin ağlayabiliyorsan,
Unutmanın kardeşidir ağlamak,
Uyur uyanır yatağında duyguların,
Düşüncenin kucağında hep çocuktur,
Ağlamak. |
| |
|
12 |
Metin:
Özdemir Asaf
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Yalnızlık Paylaşılmaz |
| |
|
 |
|
|
|
Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan..
Dışından anlaşılmaz.
Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.
Bir düşün'de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz. |
| |
|
11 |
Metin:
Özdemir Asaf
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Gönül Razı Değil |
| |
|
 |
|
|
|
Derdime
vâkıf değil cânân beni handân bilir,
Hakkı vardır şâd olanlar herkesi şâdân bilir,
Söylesem tesiri yok sussam gönül râzı değil,
Çektiğim âlâmı bir ben bir de allah'ım bilir. |
| |
|
10 |
Metin:
Fuzuli
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Anladım |
| |
|
 |
|
|
|
İstemeden
de olsa, gerekliydi gidişim,
Sitemliydin sevgili, bakışından anladım.
Bana öyle geldi ki; özlem vardı içinde,
Ellerinin elimi yakışından anladım.
Güzel bakışlarına masum tavrını taktın,
Gözlerimin içine dolu gözlerle baktın.
Sanki biri dokunsa hemen ağlayacaktın,
Titreyen dudağını, büküşünden anladım.
Günleri gecelere, sahi mi eklediğin?
Yazdığım mektupları, doğru mu sakladığın?
Duramadım gurbette belliydi beklediğin,
Ardımdan bir kova su, döküşünden anladım.
Diline gelenleri atma içine öyle!
Kavuşmak şerefine, birkaç kelime söyle.
Bu ne müthiş bir sevgi, bu ne hasretmiş böyle,
Saçına kırmızı gül, takışından anladım.
Bir daha mı ayrılmak? Allah yazdıysa bozsun,
Yeniden yazıyorsa, kadere birlik yazsın.
İçin içini yer de, sırf bana karşı nazsın,
Gözünden birkaç damla, akışından anladım. |
| |
|
09 |
Metin:
Esat Anık
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Bir Veda Havası |
| |
|
 |
|
|
|
Vakit
tamam!.. seni terk ediyorum.
O bütün alışkanlıklardan,
Ve bütün sıradanlıklardan öteye,
Yorumsuz bir hayatı seçiyorum.
Doyamadım inan,
Kanamadım sevgiye...
Korkulu geceleri sayar gibi,
Deprem gecesinde bir yıldız,
Birdenbire kayar gibi;
Ellerim kurtulacak ellerinden,
Bir kuru dal, ağacından,
Çatırdayıp kopar gibi...
Aşksa bitti...
Gülse, hiç dermedik.
Bul kendini kuytularda, hadi dal!
Seninle bir bütün olabilirdik...
Hoşça kal gözümün nuru,
Hoşça kal...
Vakit tamam!.. seni terk ediyorum.
Bu, kırık ve incecik,
Bir veda havasıdır.
Tutuşan ellerimden,
Parmak uçlarına değen sıcaklık,
İncinen bir hayatın yarasıdır...
Kalacak tüm izlerin hayatımda.
Gözümden bir damla yaş,
Sızlayıp resmine aktığında;
Bir yer bulabilsem keşke,
Bir yer, seni hatırlatmayan;
Kan tarlası gelincik şafağında...
Ölümse, korktun.
Savaşsa, hep kaçtın...
Vur kendini kuşkularda, hadi al!
Sen bir suydun oysa,
Sen bir ilaçtın...
Hoşça kal canımın içi,
Hoşça kal... |
| |
|
08 |
Metin:
Yusuf Hayaloğlu
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
İlginç Şahsiyet Rasputin |
| |
|
 |
|
|
|
Bir Rus
efsanesi... Rasputin’in inanılmaz bir ikna gücü
vardır, konuştuğu insanları adeta hipnotize eder,
hatta isteydi Rusya Ordusu'nu bir anda kendi ordusu
haline getirebilirdi, küçükken en vahşi atları bile
sadece konuşarak sakinleştirdiği öne sürülür.
Rasputin uzun yıllar Rus Hanedanı'nı ve Rus Sarayını
etkisi altına almış, Hanedan üzerindeki etkisiyle
devleti yönetmiş, denetlemiştir... Çariçe Aleksandra,
ailede ırsi olan hastalığını ancak onun tedavi
edebileceğine inanır, kadınlara olan düşkünlüğüyle
ünlenen Rasputin tüm dünyada bir “Seks Makinesi”
yaftası yemiştir adeta. Söylentiye göre; sarayda
verilen bir partide, Rasputin’e önce bayağı bir
zehir verilmiş fakat o ölmemiştir, bunun üzerine bir
kaç kişi tabancalarla defalarca ateş etmişler ve
nehire atmışlardır, ardından ceset bulunmuş ve
Rasputin'in boğularak öldüğü anlaşılmıştır... |
| |
|
07 |
Metin:
Bilinmiyor
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Nietzsche Demiş ki; |
| |
|
 |
|
|
|
Öyle bir
hayat yaşıyorum ki, cenneti de gördüm, cehennemi de,
öyle bir aşk yaşadım ki, tutkuyu da gördüm, pes
etmeyi de. Bazıları seyrederken hayatı en önden,
kendime bir sahne buldum oynadım. Öyle bir rol
vermişler ki, okudum okudum anlamadım. Kendi kendime
konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime,
sonra dedim ki ''söz ver kendine'' denizleri
seviyorsan, dalgaları da seveceksin, sevilmek
istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin, uçmayı
seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkarak
yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredeceksin... |
| |
|
06 |
Metin:
Friedrich Nietzsche
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Gerçek Dost |
| |
|
 |
|
|
|
Genç
adamın biri, dermiş babasına her gün; 'benim de
dostlarım var, sendeki dost gibi', baba, itiraz
eder, olmaz öyle çok dost, hakikisi belki bir, belki
iki, fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki... Devam
eder durur konuşma... Aralarında başlar bir
tartışma, karar verirler bir sınava, dostun
hakikisini anlamaya... Bir akşam bir koyun keserler
ve koyarlar çuvala. Baba der ki oğluna, 'hadi al bu
çuvalı, şimdi götür dostuna'. Çuvaldan kanlar
damlamakta, sanki öldürmüşler de bir adamı,
koymuşlar çuvala, dıştan böyle sanılmakta. Delikanlı
sırtlar çuvalı, gider en iyi bildiği dostuna, çalar
kapıyı. O dost, bakar ki bir çuval var hem de kanlı.
Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına, almaz
içeri arkadaşını, böylece tek tek dolaşır delikanlı,
kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını. Ne çare,
hepsinde de sonuç aynıdır. Evlat geriye döner ama
içten yıkılır... Babasına dönerek; haklıymışsın
baba' der. Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de
bana. Baba 'hayır evlat' der, benim bir dostum var
bildiğim. Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona. Genç
adam, çuvalı sırtlar tekrar. Alnından ter, çuvaldan
kanlar damlar... Gider, baba dostuna. Kabul görür,
sevinir. O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye. Bir çukur kazarlar birlikte,
çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, üzerine de
serpiştirirler toprak. Belli olmasın diye dikerler
sarımsak... Genç adam gelir babasına; 'baba, işte
dost buymuş' diye konuşunca, Babası; 'daha erken, o
belli olmaz daha. Sen yarın git ona, çıkart bir
kavga, atacaksın da iki tokat, hiç çekinmeden ona,
işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi. Sonra gel
olanları anlat bana...' Genç adam, aynen yapar
babasının dediğini, maksadı anlamaktır dostun
hakikisini, babasının dostuna istemeden basar iki
tokadı, der ki tokadı yiyen dost; 'git de söyle
babana, biz satmayız sarımsak tarlasını böyle iki
tokada!' Dost dediğin kişi sevilecek biri
olmadığın zamanlarda bile seni sevmeli... Sarılacak
biri olmadığın zamanlarda bile sana sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı...
Dost dediğin; fanatik olmalı; bütün dünya seni
üzdüğünde sana moral vermeli. Güzel haberler
aldığında seninle dans etmeli ve ağladığında,
seninle ağlamalı... ve dost matematiksel olmalı;
Sevinci çarpmalı... Üzüntüyü bölmeli... Geçmişi
çıkarmalı... Yarını toplamalı... Kalbinin
derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı... ve her
zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı... İşi
bitince seni bir tarafa atmamalı... Hep içinde
saklamalı... |
| |
|
05 |
Metin:
Mevlana Celalettin Rumi
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Bir Kadını Ağlatmak |
| |
|
 |
|
|
|
Bir
kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar
her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir
yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını
yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten
ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.
Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan,
gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini
yüreğe! İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur
boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o
koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır
kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel
olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve
iğneler saplamaktadır... Bu acıya ne kadar karşı
koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar
gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur
seli... ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki
gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı
yerdir, onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O
yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin
kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir
misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla,
daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir
derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu
insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için
derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü
yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.
İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o
zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler
yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse
iltihaba dönüşür yaraları. Dönüşmemesi lazımdır
oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Çok ağlayan
kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır
aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama
olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği
onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir
ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın
yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve
aşka inanmayan... İnsanlar soruyorlar çoğu zaman
neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi
kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o
kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne
saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık
kendilerinden başka bir doğru olmadığına
inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.
Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak
etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu
sarıldıkları adamların. E o zaman niye sarılsınlar
ki! Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa
bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul
etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına
inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu
kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık. Çok
ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine
sarılırlar çünkü... |
| |
|
04 |
Metin:
Bilinmiyor-
Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
| |
|
Bilmek İstiyorum |
| |
|
 |
|
|
|
Ben daha
uğramadan önceki halini merak ediyorum dünyanın,
buraya hiç yazmadan önceki halinizi görmek
istiyorum. Beni tanımadan, bu yazıyı okumadan önce
nasıl olduğunuzu, benim bunu yazmadan önce nasıl
olduğumu, tanıdıklarımı hiç bilmeseydim nasıl
olacağımı, merak ediyorum... Hiç iz bırakmadan
bakmak istiyorum hayata, sonra sıkılınca başkalarına
bakmak, zamanın dışında olsaydım ya! Hiç
bulaşmasaydım bu çok sevdiğim insanların yaşamına,
ben de hayalet gibi görünmez olsaydım ya! Belki o
zaman birini gerçekten görebilirdim, etkisiz eleman
olsaydım ya! Ben oynayamıyorum bu oyunu, suni bir
aktör olacak insan değilim ki! Gerçek bir izleyici
olmak yakışıyor bana. Harekete geçmek isteyecek
kadar durağan değilim ki! Hiç aklıma gelmeyen şeyi
merak ediyorum, niye gelmez? Hayalimden sonra ne
var? Onu da hayal etmek istiyorum. Düşünebileceğimi
sandığım en son şeyden daha sonrasını da görmek
istiyorum... |
| |
|
03 |
Metin:
Madduwata
- Görsel:
Bilinmiyor |
|
| |
|
|
|
|
|
Felsefem (Anonim) |
| |
|
 |
|
|
|
î
"Kendime şekil vermeden, kendi seyrimdeyim!" |
|
î
"Zoru başarabilirim, imkansız zamanımı
alır!" |
|
î
"Çaresizseniz,
çare sizsiniz!" |
|
î
"Herkes yıldız olamaz, siz yıldız değilseniz
yıldızları alkışlamayı bilmelisiniz!" |
|
î
"Yanıldığını
asla kabul etmeyenler, en çok
yanılanlardır!" |
|
î
"Oksijen taraf tutmaz, ciğerin varsa
telaşlanma!" |
|
î
"En insancıl davranış; birisinin utanmasını
önlemektir!" |
|
î
"Eğer gerçeği kesinlikle öğrenemeyeceğimden
emin değilseniz, lütfen bana yalan
söylemeyiniz!" |
|
î
"Bir erkek karınızı elinizden aldığı zaman
karınızı ona bırakmaktan daha büyük bir
intikam yoktur!" |
|
î
"Bildiğim tek şey var; oda hiç bir şey
bilmediğim!" |
|
î
"Hayat bu; ne zaman ne olacağı belli olmaz!" |
|
î
"Mutluluk varış değil, yolculuktur!" |
|
î
"Yapılan bir çok şeyi affedebilirim fakat
affettiğim hiç bir şeyi unutamam!" |
|
î
"Herkesin eşit olduğu bir ortama aslında
eşitlik hiç uğramamıştır!" |
|
î
"Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz
ol!" |
|
î
"Dalın ucuna gitmekten korkma; meyve
oradadır!" |
|
î
"Aerodinamik
yasalarına göre o tombul ve tüylü arının
uçmaması gerekiyordu!" |
|
î
"Hayatta
ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı
yutarsın!" |
|
î
"Bilgi arttıkça kuşku da artar!" |
|
î
"Aşkın ilk soluğu, mantığın son soluğudur!" |
|
î
"Aslında parayı
sevmiyorum fakat sinirlerimi yatıştırıyor!"
:) |
|
î
"Kapıyı
çalmadan kapının açılıp açılmayacağını
bilemezsiniz!" |
|
î
"Senin yumruk
sallama özgürlüğün, benim burnumun ucuna
kadardır!" |
|
î
"Güneşin 'Ben
Sıcağım' demesi, kendini beğenmişlik
değildir!" |
|
î
"Kıskanç daha
çok sever fakat kıskanç olmayan daha iyi
sever!" |
|
î
"Karşılaştığınız
sorunları, o sorunları ürettiğiniz düşünce
düzleminde kalarak çözemezsiniz!" |
|
î
"Aşk geldiğinde bedene, akıl hep tatile
çıkarmış!" |
|
î
"Aşk
mumdan kayıkla ateş denizinden geçmek,
geçerken bir ah etmemektir!" |
|
î
"Para
kazanmak için ağacı kesmeyin, işinizi bilin
gölgesinden bile para kazanırsınız!" |
|
î
"Rüyanızın
gerçekleşmesini istiyorsanız öncelikle
uykudan uyanmanız gerekir!" |
|
î
"Veren de O,
alan da O, nedir senden gidecek? Telaşını
gören de can senin zannedecek!" |
|
î
"Yaşlanarak
değil, yaşayarak tecrübe kazanılır; zaman
insanları değil, armutları olgunlaştırır!" |
|
î
"İnsanların
yaptığı sahte paralar kadar, paraların
yaptığı sahte insanlar da vardır!" |
|
î
"Başarının
babası pek çoktur, yenilgiler ise hep
yetim!" |
|
î
"Erkek ile
fazla şaka belaya, kadın ile fazla şaka
zinaya götürür!"
:) |
|
î
"Düşüncelerine
katılmayabilirim, tamamen karşı da
olabilirim fakat onları özgürce açıklaman
için canımı veririm!" |
|
î
"Adam hacı mı
olur varmak ile Mekke’ye; eşek evliya mı
olur, taş çekmekle tekkeye!" |
|
î
"Öfkene hakim
olamazsan, bir hiç yüzünden olay çıkarıp,
sonra pişman olursun!" |
|
î
"Kalbi en fazla
nurlandıran şey; kızdığınız kimseye dua
etmektir!" |
|
î
"Köpek seni
ısırdı diye, sen de köpeği mi ısıracaksın?" |
|
î
"Bir adamı
köpek ısırırsa haber olmaz fakat bir adam
köpeği ısırırsa manşetten inmez!" |
|
î
"Gözü yemde
olan balık yakasını oltadan kurtaramaz!" |
|
î
"Kendi kendini
yenmek zaferlerin en büyüğüdür!" |
|
î
"3. Dünya
Savaşı neyle yapılacak bilmiyorum fakat
dördüncüsünde sadece taşlar ve sopalar
kullanılacak!" |
|
î
"Bir yerde
küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa
orada güneş batıyor demektir!" |
|
î
"Oyun bitince
şah da, piyon da aynı kutuya konur!" |
|
î
"Sorarım size:
Gidene mi zor, kalana mı?" |
|
î
"Hiç bir
mazeret başarının yerini tutamaz!" |
|
î
"Oyundaki
adamın boyu değil, adamdaki oyunun boyu
önemlidir!" |
|
î
"Çalışmak
için yaşama, yaşamak için çalış!" |
|
î
"Gecenin en
karanlık anı, aydınlığa en yakın olduğu
andır!" |
|
î
"Dikkat et de
sahip oldukların gün gelip sana sahip
olmasın!" |
|
î
"Beni
öldürmeyen şey beni güçlendirir!" |
|
î
"Felsefe;
yüksek
dağda, buz içinde, tek başına yaşamaktır!" |
|
î
"Bilge kişi;
her şeye şaşan kişidir!" |
|
î
"Hiç
bir şey zor değildir, yalnız onu ufak
parçalara bölmesini bilmek gerekir!" |
|
î
"Her
şey, her zaman göründüğü gibi olmayabilir!" |
|
î
"Dünyanın en namuslu, en dürüst, en erdemli
adamına altı satır yazı yazdırın, onu
giyotine gönderecek en az bir açığını
yakalarım!" |
|
î
"Gözle görünen bireysel varlıkların ve
değişmelerin oluşturduğu kaosun, çokluğun
gerisinde akılla anlaşılabilir, kalıcı ve
sürekli bir gerçeklik vardır!" |
|
î
"Ortaklaşa olduğu halde "çokluk" kendilerine
özgü "logos"ları varmış gibi yaşıyor!" |
|
î
"Aynı şeydir yaşayanla ölmüş, uyanıkla
uyuyan, gençle ihtiyar; çünkü bunlar
değişince ötekilerdir ve ötekiler değişince
de bunlar!" |
|
| | | |