|
|
|
Hoş geldiniz!
Namuslu, dürüst, vicdanlı, samimi
ve
ahlaklı
günler dilerim! |
| |
|
 |
| |
|
Cagdasakant.com'a son günlerde neler eklenmiş, işte
"Neler Yeni?" listesi...
|
| |
|
Anahtar
kelimelerim: Namus, dürüstlük,
cesaret, samimiyet, etik, vicdan, aile,
bağlılık, Atatürk, Türk Sanat Müziği, saygı,
bilgisayar, şeref, haysiyet, tiniyet,
özgürlük, sağlık, mutluluk, felsefe, sevgi, septisizm,
düzen, maneviyat, vefa, tutarlılık, seviyeli
ukalalık, şiir, yardımseverlik, insan, halk,
vatan, başarı, hijyen, sorumluluk, öğrenme,
kararlılık, farklılık, sezgi, zaman,
esnaflık, hümanizma, özgüven, müzik,
psikoloji, sosyoloji, algı, siyaset,
politika, arşiv, Kashna, Hünkar Beğendi,
doğa, xxl, beyaz peynir, Barış Manço,
Mevlana Celalettin Rumi, Sunay Akın,
İkizler, papatya, Kaju, Salvador Dali, Gmail,
göz yaşı, zeka, iq, eq, onüç, siyah, mavi,
beyaz, aforizma, inanç, uğraşmak, istemek,
gözler, iyi niyet, ciddiyet, duygusallık,
romantizm, adalet, duruş, su, çokluk, ses,
ince hesap, süreklilik, ikna, his, sanat,
risk, subwoofer, tasarım, ahenk, kavram,
doğal, yürek, teknik, sistem, tin, güven,
düşünce... Yazan: Çağdaş |
| |
|
Okumadan geçmeyiniz lütfen:
Buradaki yazma amacım; kesinlikle konular
ile ilgili ahkâm
kesmek değil nazicane fikir belirtmek
boyutundadır, hatta bazı konularda bilgi
eksiliği, analiz ya da sentez hatalarımdan
ötürü yanlışlarım da olabilir... Sizinle bir
çok konuda aynı fikirde olmayabiliriz, ben
sizin benimle uymayan fikirlerinize saygı
duyuyorum, siz de lütfen aynı anlayışı bana
gösteriniz... Beni dinim hariç her konuda
akıl ve mantık çerçevesinde ikna etmek için
çaba gösterebilirsiniz, ben sizin benimle
aynı olamayan fikirlerinize saygı duyarken
sizi bu paralelde ikna etmek için
uğraşırım... Okunur mu, okunmaz mı bilmem
fakat düşündüklerimi kendimce yazarak
sizlerle paylaşmak istiyorum...
Bazen iddialı söylemlerde de bulunabilirim... Böyle
bir durumda bana takınacağınız tavır "he he" deyip
geçmek olsun lütfen... Kendi halime bırakın, bir süre sonra
normale döndüğümü göreceksiniz... :) İç dünyam ile,
uyum sağlamak zorunda olduğum dış dünya arasında
denge kurmaya çalışarak yaşıyorum... Gerek yazılı
gerek sözlü iletişimde Türkçe kullanmaya önem
veriyorum, dikkatimin ve bilgimin yettiği ölçüde de
bu hassasiyetimi uygulamaya dökmek için çalışıyorum... Türkçe
konusunda bu kadar titiz olmama karşın uygulamada
aksaklıklar mutlaka olacaktır, şimdiden özür
diliyorum... İyi gezintiler... Yazan: Çağdaş |
| |
|
Nietzsche demiş ki:
Öyle bir hayat
yaşıyorum ki, cenneti de gördüm, cehennemi de, öyle
bir aşk yaşadım ki, tutkuyu da gördüm, pes etmeyi
de. Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendime
bir sahne buldum oynadım. Öyle bir rol vermişler ki,
okudum okudum anlamadım. Kendi kendime konuştum
bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime, sonra
dedim ki ''söz ver kendine'' denizleri seviyorsan,
dalgaları da seveceksin, sevilmek istiyorsan, önce
sevmeyi bileceksin, uçmayı seviyorsan, düşmeyi de
bileceksin. Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı
seyredeceksin... Yazan: Nietzsche |
| |
|
Gerçek
Dost:
Genç adamın biri,
dermiş babasına her gün; 'benim de dostlarım var,
sendeki dost gibi', baba, itiraz eder, olmaz öyle
çok dost, hakikisi belki bir, belki iki, fazlasını
bulamazsın gerçek, hakiki... Devam eder durur
konuşma... Aralarında başlar bir tartışma, karar
verirler bir sınava, dostun hakikisini anlamaya...
Bir akşam bir koyun keserler ve koyarlar çuvala.
Baba der ki oğluna, 'hadi al bu çuvalı, şimdi götür
dostuna'. Çuvaldan kanlar damlamakta, sanki
öldürmüşler de bir adamı, koymuşlar çuvala, dıştan
böyle sanılmakta. Delikanlı sırtlar çuvalı, gider en
iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı. O dost, bakar ki
bir çuval var hem de kanlı. Kapar hızla kapıyı
delikanlının suratına, almaz içeri arkadaşını,
böylece tek tek dolaşır delikanlı, kendince
tanıdığı, sevdiği dostlarını. Ne çare, hepsinde de
sonuç aynıdır. Evlat geriye döner ama içten
yıkılır... Babasına dönerek; haklıymışsın baba' der.
Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana. Baba
'hayır evlat' der, benim bir dostum var bildiğim.
Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona. Genç adam,
çuvalı sırtlar tekrar. Alnından ter, çuvaldan kanlar
damlar... Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.
O dost, delikanlıyı alır hemen içeri. Geçerler arka
bahçeye. Bir çukur kazarlar birlikte, çuvaldaki
koyunu gömerler adam diye, üzerine de serpiştirirler
toprak. Belli olmasın diye dikerler sarımsak... Genç
adam gelir babasına; 'baba, işte dost buymuş' diye
konuşunca, Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha.
Sen yarın git ona, çıkart bir kavga, atacaksın da
iki tokat, hiç çekinmeden ona, işte o zaman
anlaşılacak, dostun hakikisi. Sonra gel olanları
anlat bana...' Genç adam, aynen yapar babasının
dediğini, maksadı anlamaktır dostun hakikisini,
babasının dostuna istemeden basar iki tokadı, der
ki tokadı yiyen dost; 'git de söyle babana, biz
satmayız sarımsak tarlasını böyle iki tokada!'
Dost dediğin kişi sevilecek biri olmadığın
zamanlarda bile seni sevmeli... Sarılacak biri
olmadığın zamanlarda bile sana sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı...
Dost dediğin; fanatik olmalı; bütün dünya seni
üzdüğünde sana moral vermeli. Güzel haberler
aldığında seninle dans etmeli ve ağladığında,
seninle ağlamalı... ve dost matematiksel olmalı;
Sevinci çarpmalı... Üzüntüyü bölmeli... Geçmişi
çıkarmalı... Yarını toplamalı... Kalbinin
derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı... ve her
zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı... İşi
bitince seni bir tarafa atmamalı... Hep içinde
saklamalı... Yazan: Mevlana |
| |
|
Bir Kadını Ağlatmak:
Bir kadını ağlatmak çok zor
değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme,
bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama
bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten
ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o
yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile
kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! İşte o
zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının.
Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok
acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der
içinden. Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır
birileri ve iğneler saplamaktadır... Bu acıya ne kadar karşı
koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden;
önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... ve kadın ağlar;
hem de çok! Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken
koparttığı yerdir, onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O
yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını
bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak
kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar
kadınları. Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar
ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez
onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü
yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki
zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur
kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler,
o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları. Dönüşmemesi
lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Çok ağlayan
kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her
damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça
inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe
değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni
bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur
ve aşka inanmayan... İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu
kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan.
Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine
o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki!
Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar,
o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki
sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman!
Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E o zaman
niye sarılsınlar ki! Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın
varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul
etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına
inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O
da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde
sonunda kendilerine sarılırlar çünkü...
Yazan: Bilinmiyor |
| |
|
Bilmek istiyorum:
Ben daha
uğramadan önceki halini merak ediyorum
dünyanın, buraya hiç yazmadan önceki halinizi
görmek istiyorum. Beni tanımadan, bu yazıyı
okumadan önce nasıl olduğunuzu, benim bunu
yazmadan önce nasıl olduğumu, tanıdıklarımı
hiç bilmeseydim nasıl olacağımı, merak
ediyorum... Hiç iz bırakmadan bakmak
istiyorum hayata, sonra sıkılınca
başkalarına bakmak, zamanın dışında olsaydım
ya! Hiç bulaşmasaydım bu çok sevdiğim
insanların yaşamına, ben de hayalet gibi
görünmez olsaydım ya! Belki o zaman birini
gerçekten görebilirdim, etkisiz eleman
olsaydım ya! Ben oynayamıyorum bu
oyunu, suni bir aktör olacak insan değilim ki!
Gerçek bir izleyici olmak yakışıyor bana. Harekete geçmek
isteyecek kadar durağan değilim ki! Hiç
aklıma gelmeyen şeyi merak ediyorum, niye
gelmez? Hayalimden sonra ne var? Onu da
hayal etmek istiyorum. Düşünebileceğimi
sandığım en son şeyden daha sonrasını da
görmek istiyorum... Yazan:
Madduwata |
| |
|
 |
| |
| |
|
Bu site en iyi
1024x768 çözünülürlükte ve Internet Explorer 6.0 ile
görüntülenir. |
| |
|